Bavulunu topladın, vize işlemlerini halletttin, uçağa bindin. Belçika'ya geldin. Belki bir iş fırsatı için, belki sevdiğin birinin yanına, belki daha iyi bir gelecek umuduyla. Dışarıdan bakınca her şey yerli yerinde görünüyor. Ama içeride bir şeyler tam oturmuyor.
Sabahları kalkarken garip bir ağırlık var üzerinde. Markette basit bir şey sorarken bile için sıkışıyor. Fransızca mı, Flemenkçe mi konuşman gerekiyor, emin olamıyorsun. Komşun selam veriyor ama ne kadar ileri gidebilirsin, bilemiyorsun. Her şey yeni, her şey biraz yorucu. Ve kimseye tam olarak anlatamıyorsun bunu — çünkü "iyi ki geldin, güzel fırsat" diyeceklerini biliyorsun.
İşte bu his, göç ve uyum stresinin ta kendisi.
Göç etmek neden bu kadar yorucu?
Çünkü sadece bir ülkeyi değil, bir hayatı bırakıyorsun. Alışkın olduğun sokakları, sesi tanıdık insanları, hangi marketten ne alacağını, doktora nasıl gideceğini, bir sorunla karşılaşınca kimi arayacağını. Bunların hepsi küçük şeyler gibi görünür — ta ki olmayınca.
Belçika'da yaşayan Türkler için bu süreç özellikle katmanlı işliyor. Brüksel'de, Gent'te ya da Liège'de her gün iki dil arasında sıkışmak, hem iş hayatında hem sosyal hayatta "yabancı" hissetmek, Türkiye'deki ailenle video görüşmelerinde "orada nasılsın" sorusuna yüzeysel cevaplar vermek... Bunların birikimi zamanla içten içe yoruyor insanı.
Psikolojide buna "kültürel yas" da deniyor. Gittiğin yere ait hissetmemek ile bıraktığın yere de tam dönememek arasında kalmak. İki dünya arasında asılı bir his. Ve bu his gerçek — küçümsenmemesi, "geçer" diye geçiştirilmemesi gerekiyor.
Belirtiler her zaman belli olmuyor
Uyum stresi her zaman gözyaşı ya da açık bir çöküş şeklinde gelmiyor. Bazen şöyle görünüyor:
Hep hafif bir yorgunluk hissediyorsun ama nedenini açıklayamıyorsun. Sosyal ortamlarda eskisi kadar rahat değilsin, çekilmek istiyorsun. Küçük aksaklıklar seni orantısız üzüyor — bir form yanlış dolduruldu, otobüsü kaçırdın, yeterince. Uyku düzensiz, iştah değişken. Belki öfke aniden geliyor, belki tam tersi, hiçbir şey hissetmiyorsun.
Bunların hiçbiri "deli olmak" değil. Bunlar, bir insanın çok büyük bir değişime verdiği doğal tepkiler.
"Herkes uyum sağlıyor, ben neden sağlayamıyorum?"
Bu soruyu kendine sormak çok insani. Ama şunu bilmek gerekiyor: görünen uyum ile hissedilen uyum çok farklı şeyler. Belçika'da yıllardır yaşayan, dili öğrenmiş, işi olan, sosyal çevresi olan pek çok Türk yine de içten içe "tam buralı değilim" hissini taşıyor. Bu bir başarısızlık değil. Kimliğin, geçmişin ve şimdinin aynı anda var olmaya çalışmasının yarattığı bir gerginlik.
Üstelik karşılaştırma tuzağına düşmek çok kolay. Sosyal medyada herkes en iyi anlarını paylaşıyor. Brüksel sokaklarında kahkaha atan, yeni arkadaşlar edinen, "çok iyi uyum sağladım" diyen insanlar görüyorsun. Ama sen kendi iç dünyanı biliyorsun — ve o dünya bazen çok sessiz, çok ağır.
Yalnızlık farklı bir boyut taşıyor
Türkiye'de sorun çıktığında arayabileceğin biri vardı. Annen, bir arkadaşın, bir komşu. Belçika'da ise çevre yavaş yavaş kuruluyor. Ve bu süreçte bazı şeyleri paylaşacak, gerçekten anlayacak biri bulmak zor olabiliyor.
Ayrıca "zaten seçtim bu hayatı, şikayet etmemem lazım" diye düşünmek de insanı susturuyor. Sanki yurt dışında olmak, zorluklardan yakınma hakkını elinden alıyor gibi. Oysa tam tersi: bu kadar büyük bir değişimin içinde olmak, desteğe olan ihtiyacı artırıyor.
Ne yapabilirsin?
Her şeyden önce hissettiklerini geçersiz saymayı bırakabilirsin. "Bu kadar küçük şeye niye üzülüyorum" sorusu yerine "bu beni neden etkiliyor" sorusunu sorabilirsin. Bir şeyin küçük görünmesi, seni etkilemediği anlamına gelmiyor.
Belçika'daki Türk toplulukları, dernekler ve online gruplar bir başlangıç noktası olabilir. Aynı deneyimi yaşayan insanlarla bağlantı kurmak, "yalnız değilim" hissini geri getirebilir.
Ve bazen bunların hepsi yetmiyor. Bazen gerçekten bir profesyonelle konuşmak gerekiyor.
Türkçe destek almak için Belçika'da olman gerekmiyor
Online terapi, yurt dışında yaşayan Türkler için gerçek bir çözüm haline geldi. Dilini konuşan, kültürünü anlayan, göç deneyimine yabancı olmayan bir psikologla, istediğin yerden, istediğin saatte görüşebilirsin. Brüksel'in yağmurlu bir akşamında, evinin sessizliğinde, Türkçe konuşmak — bu küçük ama çok güçlü bir şey.
Uyum süreci zaman alıyor. Ama bu süreçte yalnız kalmak zorunda değilsin.